Makale

2021 Yılı Beklentilerimiz

50/D Sorunu ve Yardımcı Doçentliğin Gerçekten Kaldırılması

Ülkemizdeki mobilite eksikliğinden dolayı doktoralı bir akademisyenin bile yeni bir kadro bulması bazen yıllar sürmekte, dolayısı ile en üst seviyede eğitim almış akademisyenler 50/d kadrosu sebebi ile en verimli çağlarında işsiz kalmaktadır. Tüm alımların 50/d ile yapılması ve 33/a’ya geçişlerin de kaldırılması durumu, ülkemizdeki üniversitelerin büyük kısmının devlet üniversitesi olduğu düşünüldüğünde uzun vadede çok ciddi zararlar verecektir. Bu sebeple de Akademinin Tümörü olarak niteledim ve genç meslektaşlarım da bu tanımlamayı oldukça beğendi. Öncelikle bu bir göz nuru ve bilim israfıdır. Yetişmiş kalifiye bilim insanlarının sıradan işlerle iştigal ettirilmesi beyin gücü kaybıdır ve sistem verimsizliğidir. Ancak her doktorasını bitiren akademisyenin akademik ilerleme içerisinde değerlendirilmesi de imkansızdır. Öncelikli çözüm önerimiz 33/a araştırma görevliliği kadrosu, eski adı yardımcı doçentlik yani adı doktor öğretim üyesi olan kadronun kaldırılması ile anılan kadronun yerine entegre edilerek kullanıldığında, ülkemizde kadro ilanı yönündeki bürokratik güçlükler ciddi olarak hafifletecektir. Ne yazık ki Sayın Cumhurbaşkanımızın öneri direktiflerine rağmen yardımcı doçentlik tam olarak kaldırılamamış, yalnızca adı değiştirilmiştir. Yardımcı Doçent ya da yeni adıyla Dr. Öğretim Üyesi kadrosu tamamen kaldırılarak sistemdeki kadro ilan etme tıkanıklığı giderilmeli ve yeni sistem kadro ilanına gerek kalmayan 33/a sistemi üzerine kurulmalıdır. Bu konuda çok detaylı raporlarımız bulunmaktadır ve istenildiğinde kadro sistemi üzerine raporlarımız dikkatinize sunulacaktır. Bir başka hatta ikincil çözüm önerimiz de şudur; devlet kurumlarına bağlı olan tüm araştırma enstitüleri ve ar-ge birimleri üniversiteler ile ilişkilendirilmelidir. Yetişmiş doktoralı bilim insanları eğer üniversitelerinde istihdam olanağı bulamıyorlarsa bu araştırma enstitülerinde istihdam edilmelidir. Ancak son yıllarda doktora çalışmalarındaki kalitesizlik de takip ettiğimiz ciddi bir sendromdur. Bu sendromun ciddi biçimde üzerine gidilmeli ve her türlü entegrasyon YÖK tarafından sağlanarak doktora çalışmalarının uluslararası standartlara oturtulması sağlanmalıdır. Geçtiğimiz dönemde pandemi bahane edilerek doktora giriş sınavı yapılmaksızın öğrenci alımı yapılmıştır. Danışman öğretim üyeleri rızaları dışında bu öğrencileri yetiştirmek zorundadırlar. Doktora akademik yaşamın en önemli aşamasıdır. Bu aşamada rastgelelik asla kabul edilemez. Az sayıda adayın başvurduğu bu alımlarda, üniversite seçme sınavının zor şartlarda da olsa yapılabildiği göz önüne alındığında pandemi bahanesi ikna edici olamamaktadır. Akademinin evrensel kurallarına asla müdahale edilmemeli, bu alımları düzenlemekle sorumlu olan üniversite birimleri yok sayılmamalıdır.

Yeşil Pasaport Hakkı

Yeşil Pasaport, başkaca şartlar aranmadan tüm akademik kadrolara verilmeli ve akademisyenlerin yurt dışında gerçekleşen kongre, sempozyum gibi organizasyonlara katılımları kolaylaştırılmalıdır. Yeşil pasaport kanunen 3. Derece devlet memurlarına verilmektedir. Fakat akademide bir araştırma görevlisi dr.öğretim üyesi kadrosuna atanmadan memuriyette yılını doldursa bile yeşil pasaport alamamaktadır.

Doçentlik Sözlü Sınavının Tam Olarak Kaldırılması ve Doçentlik Kriterleri

Doçentliğe yükseltilme kriterleri akılcı bir filtreden geçirilmeli ve tüm üniversitelerde eşit uygulanmalıdır. Yine doçentlik şartları eski sisteme göre ciddi olarak zorlaştırılmasına rağmen sözlü sınav kalkmamış, üstüne üniversitelere atama şartlarında arttırma yetkisi verilmiş ve bu atama şartları da küçük büyük üniversite fark etmeksizin üniversiteler tarafından giderek arttırılmaya başlanmıştır. Atamada geçerli olan sözlü sınav gibi ucu açık bir uygulamada farklı üniversitelerden atanan jüri üyelerinin aynı standartlarda doçent ve Profesör olmuş akademisyenlerden oluşması büyük önem taşımaktadır. Elbette doçentlik gibi önemli bir kadronun evrensel standartlarda kriterleri, ilkeleri  olması ve adayların üstün başarı göstermesi bilim camiasının beklentisidir. Ancak burada önemli olan zorlaştırmak için adayları bıktıracak mantıksız şartlar değil mantıklı ve niteliğe yönelik kriterler olması ve bu kriterlerin herkese adil uygulanması, önyargılı değerlendirmelerin tümüyle ortadan kaldırılması ve akademik olarak cezalandırılması gerekmektedir. Doçentlik jürileri şeffaf biçimde oluşturulmalı, jürinin kabul ve red kararlarının son derece net ve geçerli kanıtlara dayalı olarak değerlendirilmesi gereklidir. Üniversite Yönetim Kurullarının bu konuya gerekli hassasiyeti göstermesi itirazları titizlikle değerlendirmesi beklentimizdir.

Eş ve Sağlık Durumu Tayinleri

Zorunlu hizmet taşınması durumu hariç bu özel haklardan faydalanamayan ender meslek kollarından biri akademisyenliktir. Özellikle eş ve sağlık durumu gibi zarureti belirli şartlar ile kanıtlanmış hallerde, geçiş yapılacak üniversitenin atama ve yükseltmedeki asgari şartları da sağlanıyor ise kadro ilanına gerek kalmadan ve norm kadro dışı naklen geçiş hakkı olmalı ve anılan bilim insanlarının aile birliğini kurmasının ve ender hallerde gerekli olabilecek iyi sağlık şartlarına ulaşmasının önündeki engeller kaldırılmalıdır. Hem ebeveynler hem de yeni yetişen nesillerimiz için aile birlikteliğinin sağlanması bir ihtiyaçtan öte ülkemizin faydası gereğidir ve bir zorunluluktur.

Akademik Askerlik

Geçmişte de gündeme getirdiğimiz ve kabul gören akademik askerlik, yani ihtiyaç olan yerlerde akademisyen olarak çalışarak vatani görevini yerine getirebilme hakkı, bedelli askerliğin kabul gördüğü şu günlerde özellikle gündeme tekrar gelmelidir. Destek programları tarafından desteklenen projeleri yürüten akademisyenler bu statüden öncelikli olarak yararlanabileceklerdir.

Araştırma Desteklerinin Çeşitlendirilmesi ve Ödenek Miktarlarının Arttırılması

Günümüzde bilim insanlarımızdan ülkemiz bilimine, ekonomisine ve dünya bilimine katkı yapması beklenmekte fakat ne yazık ki gerekli maddi destek sağlanamamaktadır. Birçok gelişmiş ülkede bilimsel buluşlar çok yüksek meblağlara varan desteklerin sonucunda ortaya çıkmaktadır. Genç akademisyenlerin iyi yetiştirilmesi son derece önemlidir. Diğer yandan tecrübeli kıdemli akademisyenlerin bilim ekiplerini oluşturarak daha verimli olmaları sağlanmalıdır. Akademisyenlerin gerçek performanslarının ortaya konularak desteklerin buna göre biçimlendirilmesi bir öngörümüz olsa da her akademisyenin desteklenerek faydalar üretmesi zorlanmalıdır. Bunula ilgili mali hükümler zaten yasalarla çerçevelenmiştir. Her ne kadar mali konular çok yönlü sorunlar içerse de, bu noktada özellikle bilimsel eğitimin en önemli safhası olan doktora süresince, bütün akademisyen doktora öğrencilerine kurumları üzerinden veya kurumlarından bağımsız olarak ödenekler sağlanmalı ve bu ödenekler 10 – 20 bin TL gibi özellikle fen, sağlık ve sosyal bilimlerde yetkin ve özgün araştırma yapmaya uygun olmayan yetersiz rakamlar olmamalıdır. Üniversitelerin BAP birimleri üniversite yönetiminin uhdesinde olmamalıdır. Bu birimin kurullarındaki akademisyenler senato tarafından belirlenen ve tüm üniversite kamuoyunun oylaması sonunda kabul gören kriterlere göre atanmalıdır. Ne yazık ki bu süreçlerde çok objektif, şeffaf ve tarafsız olunamamaktadır.

Akademik Dil Sınavı

“Yabancı Dil Sınavı” dil yeterliliğinin kanıtlandığı bir sınav olmaktan çoktan çıkmış, kişileri elemek ve önlerini belirli aşamalarda kesmek amacına hizmet etmeye başlamıştır. Ne yazık ki geçmişte sınavların bu sistemi yalnızca FETÖ’ye uygulanmamış, FETÖ’cü sözde akademisyenler bu aşamalarda hiç takılmadan yoluna devam ederken vatanperver akademisyenlerin yılları heba olmuştur. Yapılmaya başlanan YÖKDİL sınavı bu soruna çözüm olma yolunda önemli bir adımdır. Artık YÖKDİL yerine akademiye özgün ve dört dil becerisini de ölçen yeni bir şekle de sokulmalıdır. Bu sınavla kişilerin dil becerileri ölçülmeli, eleme amaçlı hareket edilmemelidir. Yabancı dil aşamalarında sınav öncesi üniversiteler her aşamadaki akademisyenlerine ayrı ve etkili kurslar düzenlemeli bu kursları belli sürelerde ve tekrarlarda tamamlayamamış akademisyenlerin akademisyen kadroları değerlendirilmelidir. Her şeyi akademisyenden beklemek çok da insaflı bir yaklaşım değildir.

İkinci Yabancı Dil İstenmesinin Kaldırılması

Çalışma alanı yabancı dil olan (yabancı dil eğitimi, yabancı dilbilim vb.) akademisyenlerden ikinci bir yabancı dilde puan almaları istenmektedir. Ancak bu durum, liyakate veya alan bilgisini arttırmaya hizmet etmekten öte bir baraj olarak kullanılmaktadır. Zaman ve enerji kaybına yol açmakta ve hatta insanların yükselmesini engellemek isteyenlerin elinde bir mobbing aracına dönüşmektedir. Akademisyenlerin ikinci bir dili öğrenmesinin zorunlu tutulması yerine, çalışma alanları olan yabancı dilde yeterli olup olmadıkları ölçülmelidir. Ancak ikinci bir yabancı dili TOEFL düzeyinde bilmek geçerli bir teşvik unsuru olabilecektir. Akademinin her aşaması teşvik edilmeli ancak karşılığı ülke bilimine ve/veya dünya bilimine katkı anlamında istenmelidir.

Akademik Mobbing

Yükseköğrenimde yıllardır süregelen uyarılarımıza rağmen mobbing yani psikolojik taciz ve yıldırma vakaları giderek artmakta ve bu durum birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Mobbing çalışma verimini düşürmekle kalmayıp bilim insanlarının psikolojilerini, pozitif motivasyonlarını ve özgüvenlerini dolayısıyla yaşam kalitelerini olumsuz yönde ciddi şekilde etkilemektedir.

Nepotizm

Akraba ve yakınların kayırmacılığı akademik yaşamın ülkemizdeki en büyük sorunlarından biridir. Kamuoyuna da yansıdığı üzere YÖK ve adli yargıyı da gereksiz meşgul etmektedir. Bu uygulamalar toplumun akademiye saygısını ciddi anlamda yıpratmaktadır. Bu uygulamaların önüne geçecek mevzuat hızla hazırlanmalı ve tavizsiz uygulanmalıdır.

Havuz Sistemi

Yukarıda saydığımız ana sorunların, kronikleşen sorunların hemen tamamını çözecek olan sistemdir. 2018 yılında o dönemin CHP Bursa Mv. Sn Dr. Ceyhun İRGİL ile ‘’Akademik Kariyer Platformu’’ olarak kabul görmüştü. Daha sonra da adı değişti ve bu ay sonuna kadar açıklanacağı söylendi. Ancak bir açıklama yapılmadı ve bu haberden sonra duyuru yapılmasını bekliyoruz. Havuz Sistemi önerdiğimiz hali ile geçerse Akademinin Tümörü 50-d sorunu, eş durumu tayinleri, liyakatli atama başta olmak üzere birçok soruna köklü çözüm olacaktır. Yükseköğretimin fidanlığı Araştırma Görevlileri genç meslektaşlarımıza bu müjde verilmeli. Hatta 2015 sonrası Doktoralı herkes bu havuza dahil edilmelidir. 50/d statüsünde atanan araştırma görevlilerinin haklı olarak yaşadıkları gelecek kaygıları nedeniyle verimlilikleri düşmekte ve motivasyonları kaybolmaktadır. Kimi zaman aynı iş yerinde mevkidaşları ile aynı işi yürütmekte olsalar da, doktor unvanını aldıkları gün işsiz kalacakları gerçeği ile ne yazık ki her an mutsuz ve huzursuz biçimde çalışmaktadırlar.

Rektörlük Atamaları

Yakın zaman önce Boğaziçi Üniversitesi örneğinde gördüğümüz üzere rektörlük atamalarının ilgili üniversitede görev yapan tüm personelin hatta öğrencilerin de dahil olduğu demokratik bir seçim üzerinden yapılması tartışmaların sonlanması açısından önemli, demokratik bir adım olacaktır.

Dr. Vahdet ÖZKOÇAK

Öğretim Elemanları SENDİKASI (ÖGESEN) Öğretim Elemanları Derneği (ÖGEDER) Eğitimsel Çaba Derneği (EÇD) Genel Başkanı ve Antropolog

2 Yorum

  1. Bunların yarısı bile çözüme kavuşsa akademimiz ferahlayacaktır. Özellikle 50/d, eş sorunu ve doçenlik sorunları akademiden en büyük kanayan yaralar. Elinize sağlık hocam güzel özetlemişsiniz.

  2. İlaveten akademisyenlerin sürekli olarak şehir dışında gitme zorunluluğu olduğu hallerde proje yapmak, firma danışmanlığı, firma ziyaretleri, vb. tüm bu etkinlikler neticesinde üniversite-sanayi işbirliği olur. Biz Türk Milleti olarak yakın teması severiz. Bir önceki görüşmeniz olumlu olsa bile bir sonrakine gidemediğinizde(!) hemen hoca bizimle ilgilenmiyor denilen bir ortam proje yapılamaz. Dekanı Rektörü ismi lazım değil bir hafta sürekli şehir dışına gidiyorsun, soruşturma açarım deyip ertesi hafta da üniversite-sanayi işbirlikleri neden zayıf siz mühendislik bölümü değil misiniz dediği bir üniversitede ortamda ilerleme olamıyor. Ben kalkmış çoğu kendi cebimden firmaya gidiyorum her seferinde 50 tane soru, bir de bana soruşturma açsın. Biz maalesef küçük beyinli büyük bir ülkeyiz… Büyüklüğü de şimdikiler üzerine almasın, o bizim şanlı tarihimizden kaynaklanıyor, bu zamanki gibi yalaka yöneticiler olsaydı o tarih de olmazdı ya, neyse işimiz o değil şimdi konu dağılmasın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu